2/10/2006 - Kur'an'dan Peygamber Duaları |
Kur'an'dan Peygamber Duaları
Ya Rabbi, bu mufsitler, bu bozguncular güruhuna karşı bana sen yardım eyle.
(Hz.Lut'un (AS) Duası - Ankebut 30 )
Günün Hadis-i Şerifi
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
Kim yeryüzünde Allah'ın dinini ve davasını temsil eden Müslüman bir idareciyi
küçük düşürse, Allah da o kimseyi küçük düşürür.
Tirmizi, Fiten 48
Ya Rabbi, bu mufsitler, bu bozguncular güruhuna karşı bana sen yardım eyle.
(Hz.Lut'un (AS) Duası - Ankebut 30 )
|
| • 7 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
11/9/2006 - _DUA_Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin duası |
Ey Yücelerden Yüce Rabbim! Bütün mal ve mansıp sahipleri kapılarını sürmelediler. Sen’in yüce dergahının kapısı ise asla kapanmaz ve dilekte bulunanlara her zaman açıktır.
Ya Rabbî, Ya İlahî! Yıldızlar gaybûbet âlemine, gözler de uykuya daldılar. Sen ise, ey Rabbim, Hayy’sın, Kayyûm’sun; uykudan, uyuklamadan sonsuz defa münezzeh ve müberrâsın.
Ya Rab! Gece, karanlığıyla mevcûdâtın üzerini örtünce döşekler de seriliverdi ve sevenler sevdikleriyle başbaşa kaldılar. Sen, Sen’in yolunda, Sana ulaşma istikametinde cehd ü gayret içinde bulunanların biricik sevgilisi, (benim gibi) yalnızlık gurbetine maruz kalanların da yegane enîsisin!
Ya İlâhî! Ulu dergâhına sığınan bu kimsesiz kulunu kapından kovacak olursan ben gidip hangi kapıya iltica edebilirim ki! İlâhî! Yakınlığından mahrum edersen beni, o zaman ben kimin yakınlığını umabilirim ki! İlâhî! Şayet Sen bana azap etmeyi murad buyurursan, ben biliyorum ki, cezalandırılmaya fazlasıyla müstehakım! Fakat affınla sarıp sarmalarsan, o da Sen’in lütfun ve keremindir.
Ya Seyyidî, ya İlâhî! Marifet erbabı kulların Sen’i bulduklarında Sen’den başka ne varsa hepsinden yüz çevirmişlerdir. Salih kulların Sen’in fazlınla necâta ermişlerdir. Taksîratı pek çok günahkarlar da “Tevbe, ya Rabbi!” deyip yine Senin kapına yönelmişlerdir.
Ey affı güzel Rabbim! Ne olur, affının serinliğini ve marifetinin halâvetini benim ruhuma da duyur ve beni onlarla doyur! Her ne kadar ben bunlara lâyık olmasam bile, haşyetle önünde iki büklüm olup ikâbından sakınılmaya lâyık olan da, mücrimlerin günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız Sen’sin!
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
7/9/2006 - |
NAFAKASI BİTİNCE ÖMRÜ DE BİTTİ Zamanın halifesi Harun Reşit, baş kadı Imam-ı Ebû Yusuf'la büyük velî Davud-u Taî Hazretlerini ziyarete gitmişti. Davud-u Taî Hazretlerinin evine varıp kapısını çaldılar. Kapıyı büyük velînin yaşlı annesi açtı. Harun Reşit ve Ebû Yusuf yaşlı kadına Davud'la görüşmek istediklerini söylediler. Kadın içeri girip görüşmek istediklerini söyleyince, Davud-u Taî Hazretleri:
- Benim dünya ehli kimselerle işim yok, diyerek kabul etmedi.
Halife ve Ebû Yusuf, Şeyhin annesinden" görüşmelerini temin etmesini rica ettiler. Annesi gelip tekrar kabul etmesini isteyince, Davud-u Taî Hazretleri:
- Anneye itaat Allah'ın emri olmasaydı; görüşmeyi kabul etmezdim... Fakat anneme isyan etmiş olmaktan korkarım, dedi ve görüşmeyi kabul etti.
Halife ve -baş kadı içeri girdiler. Hazreti Davud, halifenin elini sıktıktan sonra:
- Eğer ateşte yanmayacak olsaydı ne zarif ve güzel bir el, dedi ve birçok nasihatta bulundu.
Ayrılacakları zaman halife, Davud-u Taî Hazretlerine bir kese altın vermek istedi. Fakat Davud Hazretleri kabul etmeyerek:
- Harcamak için helâl mirasım olan evimi sattım. Onun parası bitince de ömrümü sona erdirmesi için Allah'a dua ettim, dedi.
Harun Reşit parayı vermeden oradan ayrıldılar.
Aradan hayli zaman geçmişti.. Ebû Yusuf Hazretleri, Davud-u Taî Hazretlerinin irtihal ettiğini söyledi. Hakikaten büyük veli o gün irtihali dar-i beka etmişlerdi. İmam-ı Ebû Yusuf'a bunu nereden bildiğini sordular. O şöyle anlattı:
- Davud Hazretlerinin yakınlarından onun ne kadar parası olduğunu ve günlük ihtiyacı için ne kadar sarf ettiğini öğrendim. Hesap ettiğimde bugün parasının bitmesi lâzımdı. Parası bitince de ömrü bitmiş olacaktı. Çünkü Allah'a (C.C.) öyle dua etmişti. Allah onun duasını reddetmez kabul eder |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
19/6/2006 - |
|
OLMAK ISTERDIM
Dalga olmak isterdim, Zalimin sacindan tutup kayaya vurmak icin Ruzgar olmak isterdim ALLAH"in kitabina dil uzatanlari savurmak icin Gunduz olmak isterdim Munafigin cirkin yuzunu gostermek icin Gece olmak isterdim Seher vakti muminin duasini dinlemek icin Cag olmak isterdim Tagutlarin sonunu gormek icin Sas olmak isterdim Muslumana yapilani gormememk icin Isik olmak isterdim Insanlara oerini gostermek icin Kasik olmak isterdim Yoksulun agzina sicak bir corba goturmek icin Bicak olmak isterdim ALLAH"a ve resulune uzanan dili kesmek icin Sacak olmak isterdim Zalimin kafasini ok gibi dusmek icin Bulut olmak isterdim Isterdim icimi insanlara dokmek icin Nehir olmak isterdim Firavunlari bogmak icin Ibrahim olmak isterdim Zamanin Nemrutlarina baskaldirmak icin Yagmur olmak isterdim Hainlerin yuzune tukurmek icin
(?)
Gülüme Gül Ol Götür Güle Gülüm Ol Rasulüme Götür Beni... |
| • 4 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
16/6/2006 - |
Hic birsey "BeNiMDiR"deme
Sadece de ki "YaNiMDaDiR"
Cünkü ne altin,
Ne toprak,
Ne sevgili ,
Ne hayat,
Ne ölüm,
Ne huzur,
Ne de Keder
Daima Seninle Kalmaz..
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
12/6/2006 - |
|
el ey, güllerin efendisi!..
|
|
|
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan,yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!..
Gel ey!..
|
Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında.
|
 |
Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden.
Gel ey!..
Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya...
Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte...
Gel ey!..
Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut.
Sen ey!..
Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek.
Gel efendim...
Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse...
Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım.
Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!
Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
*
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun...
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin...
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı? | |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/6/2006 - |
|
http://www.lalegulfm.com/
İSLÂM DÜNYASINDA HAL BOŞLUĞU Lâfla hiçbir mesele halledilmez. Eğer halledilseydi, münafıkların baş döndürücü lâflarıyla şimdiye kadar çözülmemiş bir problem kalmazdı. İslâm dünyasında hal boşluğu var. İnananlar inanmış insan tavrını aksettirmiyor. Zelzeleye maruz kalmış zemin gibi, çok büyük çöküntüler var bu sahada. “Ben müslümanım, ama keyfimce yaşarım” anlayışıyla müslüman olunamaz. Müslümanlık böyle lâubalîce bir hayat tarzını kaldırmaz. Din, insanı şekillendirsin, bir kalıba soksun, onun hayatına çeki düzen versin diye gelmiştir. Yoksa insan, dini keyfince şekillendirsin diye değil
DİNİ HAYAT VE CİDDİYET Çocuklar hayatımızın fotoğrafı gibidir. Öyleyse onlara ona göre poz vermek lâzım. Nasıl olmalarını istiyorsak, onlara öyle gözükmeliyiz. Meselâ namaz, müslüman için vazgeçilmez, yeri başka hiçbir şeyle doldurulamaz bir ibadettir. Onun için çocukları namaza alıştırma, şuuraltı beslenme döneminde başlamalıdır.
Dört yaşından itibaren çocuklar namaz kılıyormuş gibi yatıp kalkmalı, namaz onların tabiatlarının bir yanı haline getirilmeye başlanmalıdır. İlerleyen yaşlarda o “namazsız olacağıma öleyim daha iyi” diyecek hale gelmeli veya böyle düşününceye kadar telkine devam edilmelidir.
Yahudilere bakın, yaz kış demeden, çok küçük yaşlarda çocuklarını alıp her cumartesi âdeta merasime götürür gibi sinagoga götürüyorlar. Biz ise bunu ancak bayramdan bayrama yapıyoruz.
Onlar dini giyim kuşam tarzlarından da hiç taviz vermiyorlar. Uçak yolculukları dâhil, caiz damgası olmayan yiyecekleri yemiyorlar. Kendi değerlerindeki ciddiyet ve samimiyetlerinden dolayı da ALLAH bu dünyada onları ödüllendiriyor.
Bizde ise maalesef bu ölçüde bir ciddiyet yok. Oldukça zayıfız bu konuda. Bir ürkeklik, bir çekingenlik var. Hâlbuki dinimizi değişik surlarla tahkimat altına alıp korumamız gerekir. Farzlar, vacipler, sünnetler, müstehablar, menduplar bu hususta iç ve dış sur hükmündedir. Mecbur olmadıktan sonra katiyen taviz verilmemeli, dini değerleri koruma ve yaşama konusunda çok ciddî ve kararlı olunmalıdır.
Burada Abdullah b.Mübarek’in (r.a) bir sözünü hatırlatmak isterim: “Edepli davranmakta gevşeklik gösteren kimse, sünnetlerden mahrumiyet ile cezalandırılır. Sünnetleri edada gevşeklik gösteren kimse, bir gün gelir farzlardan mahrum kalır. Farzlarda gevşeklik gösteren kimsenin akıbeti ise marifetten mahrum kalmaktır .”
Bu akıbete uğramamak için müslüman, dini hayata hayat kılmakta ciddî ve kararlı olmalıdır. Kimse mensubu bulunduğu dinden dolayı utanmamalı. Seyahatlerde namaz kılmaktan, Kur an okumaktan utanmamalı. Biz, biz olarak kaldığımız sürece, başkalarının içinde bulunursak bir şey ifade edebiliriz. Aksi takdirde asimile olmuşuz demektir. Hâlbuki din bizim her şeyimizdir. Hem dünyamız hem de ukbamızdır. Hayatımız onunla denge kazanır, onunla şekil bulur. Hayat onunla doğru okunur. Bizi hayatla bütünleştirecek olan odur. B. JAKİMOVA |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
10/6/2006 - ey sözümü işiten dostum |
Ey Sözümü İşiten Dostum;
Söz, yürekten çıktığı zaman ancak yüreğe gider. Sen de sözlerini yürekten söyle. Sana söyleneni iyi dinle. Yürekten geleni al, keder vereni bırak. Güzele çağıranı al, boş olanı bırak. Rûhunun istediğini al, istemediğini bırak..
Hayat önemlidir. Neşelen ve gül. Hüzünlen ve ağla. Ne yaparsan yap, ama Allah rızası için olsun yaptığın. Gördüğün göreceğin Allah rızası için olsun...
Sana rahmet veren Rahmandır. Merhamet veren, şevk veren, ümit veren, sevinç veren, hüzün veren. Sana yoldaş olan Rahmandır. İyi bil ki, hiçbir yerde bir başına değildin. Bundan sonra da olmayacaksın. Her zaman yanında olan Rahmandır.
Asla üç şey olma. Ümitsiz olma. Şükürsüz olma. Sabırsız olma. Mevlâyı bilen ümidi bilmeli. Onu bilen şükretmeli. Ona inananın sabırlı olmalı her ameli.
O seni terk etsin, peşinden koş git. O yüz vermesin, sen ona yalvar. Sana, bilmen gereken ve öğrenebileceğin en değerli şeyi haber vereyim mi? Sahip olabileceğin en kıymetli şey, imanındır. Allaha inan, mutlu ol. Ona dayan, güçlü ol.
Kimsen yok mu? Sözünü dinleyen, acını paylaşan, sevgine sevgisini katacak, kimsen yok mu? Sen ister şu var de, ister bu, istersen yok işte, kimsem yok de; hakiki bir dostun kesinlikle var. Sözünü dinleyen, acını paylaşan, sevgine sevgisini katan ebedî dostunu, Rabbini unutma!
Ey Sözümü İşiten Dostum;
Sözlerim bitti. Işığım söndü. Kandilim tükendi. Sen bana kulak ver de, sözleri bitmeyene, ışığı sönmeyene, kandili tükenmeyene kulak ver. O'nu sev. O na kendini sevdir. Onun sevdikleriyle doldur yüreğini.
|
| • 4 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
• tugbatugba • ilkayoguzhan • yaseminnce • zzzeynep • omergurel • byuarsiyu • emreozmen • pilakam28 • sakal
|